default_mobilelogo

Haftasonu kaçamağı yaparak Küçükkuyu’ya gitmiştim birkaç hafta önce ailemin yanına… Sosyal medyadan takip edenler bilirler… Hem birkaç gün dinlenelim, Kaz dağlarının o güzel havasında kendimizi bulalım hem de baharın müjdecisi doğadan faydalanalım diyerek…

Orada neler yaptığımı Küçükkuyu’yu, zeytin ağaçlarını, mis kokulu gül yapraklarını, kır papatyalarını ve daha bir çok şeyi zaman buldukça yazıyorum sizlere…

Şimdi sıra PAPATYALAR da…

Bir tarihin şahitidir ZEYTİN AĞACI…
Eski Mısır tarihinden, Yunan Mitolojisi'ne, Nuh Tufanı'ndan günümüze uzanan upuzun bir öyküdür Zeytin Ağacının ‘ ki…

Görenlerde hayranlık bırakan, kutsal kitapların üzerine yemin ettiği,  kesilmediği sürece yok olmayan, kurusa bile yeni sürgünler vererek varlığını ispatlayan, yüzyılların o koca gövdesinde bıraktığı büyüleyici şekilleri ile karşımızda duran geçmiş yüzyıllardan bize kalan en anlamlı mirastır…

Her yaz sonunda kışlık meyve ve sebzelerimizi stokluyoruz da peki neden yaza girerken yapmıyoruz? Portakalları, elmaları, kivileri özlemez mi insanlar yoksa? Tek özlenenler erikler, kirazlar, çilekler mi? Ben portakalı, elmayı yemeyi özlemesem de şöyle yaz sıcağında içilen taze sıkma portakal suyunu özlerim… Ya siz?

Bir makale ararkan karşıma çıkan Ege Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü'nde yapılan bir araştırmayı okuduktan sonra, evde sebzeleri yıkarken gerçirdiğim sürede aklıma geldi bu yazıyı yazmak… Önce araştırmadan bahsedeyim, sonrasında kendi rutinimden…

Mervingcom Instagram